tarafından

Atatürk’ten “İslam dininin doğuşu” ile ilgili yazı

Hz. Muhammed’in peygamberliği vazifesinin nasıl başladığını izah etmek en nazik ve en müşkül meseledir.

Muhammed’in bir melek ile ve Allah ile hakikaten konuşmuş olduğu kanaatinde olduğu gibi, Muhammed’in isteyerek böyle söylediğini de ileri suanlar olmuştur.

Bu olasılıkları bir kenara bırakmak ve meseleyi ilim ve mantık çerçevesi içinde mütalaa etmek daha doğru olur.

Kur’an’dan öğrendiğimize göre Muhammed hiç değişmeden yaşamış bir insan değildi; o da hayat ve hadislerin zaruri icabları karşısında adeta her gün değişmiştir.

Muhammed iptida Allah’ın resulüyüm diyerek ortaya çıkmamıştır; bunu düşünmemiştir. Bu düşünce senelerce mücadele ettikten ve fikirlerini neşreyledikten sonra kendisinde hasıl olmuştur. Asıl meselenin hal noktası şuradadır:

Bütün iptidai kavimlerde olduğu gibi Arap’larda da şairlerin akıl erdirmedikleri kuvetlerden ilham aldıkların inanırlardı. Bu kuvetlerde Arap’lar için cinlerdi. Cinler güya kahinlere de kayıptan haber vermek kudretini ilham ederlerdi. Bu nevi itikadlar Arabistan’da her zaman o kadar canlı ve derin olmuştur ki, Muhammed dahi cinlerin vücuduna samimi olarak inanmıştır.

Hakikaten cinlerin şairlere şiir ilham etmeye kani idi. Muhammed’in İsa ve Musa dinlerine dair öğrendikleri de Okumaya devam et

tarafından

Anzaklı Ömer: “Siz Türk’ler gerçekten çok merhametli insanlarsınız!

Bu hakiki hikayeyi aktaran, sayın Dr. Ömer Musoğlu 85 yaşındadır ve halen MODA /  İstanbul’da oturmaktadır.

Anzaklı Ömer’in Hikayesi 1957 Yılında İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD’ye giden doktor Ömer Muşluoğlu, görev yaptığı hanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatıyor:
Amerika ‘ya gittiğim ilk yıllar… New York’da Medical Center Hospital’da görev almıştım. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak, elektrokardiyografi çekmek gibi işler… Hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direkt olarak hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor. Diğer zamanlarda da laboratuarda çalışıyorum.  Bir hastaya gittim. Yaşlıca bir adam, tahminen yetmiş beş yaşlarında…
-Kan vereceğim kolunuzu açar mısınız?” dedim.
Adamcağız kanserdi ve aynı zamanda kansızdı… Kolunu açtım, baktım pazusunda bir Türk bayrağı dövmesi var. Çok ilgimi çekti, kendisine sormadan edemedim:
-Siz Türk müsünüz?

-Kaşlarını yukarıya kaldırarak “hayır” manasına bir işaret yaptı.
-Ama ben hala merak ediyorum. “Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı Okumaya devam et