tarafından

Atatürk’ten “İslam dininin doğuşu” ile ilgili yazı

Hz. Muhammed’in peygamberliği vazifesinin nasıl başladığını izah etmek en nazik ve en müşkül meseledir.

Muhammed’in bir melek ile ve Allah ile hakikaten konuşmuş olduğu kanaatinde olduğu gibi, Muhammed’in isteyerek böyle söylediğini de ileri suanlar olmuştur.

Bu olasılıkları bir kenara bırakmak ve meseleyi ilim ve mantık çerçevesi içinde mütalaa etmek daha doğru olur.

Kur’an’dan öğrendiğimize göre Muhammed hiç değişmeden yaşamış bir insan değildi; o da hayat ve hadislerin zaruri icabları karşısında adeta her gün değişmiştir.

Muhammed iptida Allah’ın resulüyüm diyerek ortaya çıkmamıştır; bunu düşünmemiştir. Bu düşünce senelerce mücadele ettikten ve fikirlerini neşreyledikten sonra kendisinde hasıl olmuştur. Asıl meselenin hal noktası şuradadır:

Bütün iptidai kavimlerde olduğu gibi Arap’larda da şairlerin akıl erdirmedikleri kuvetlerden ilham aldıkların inanırlardı. Bu kuvetlerde Arap’lar için cinlerdi. Cinler güya kahinlere de kayıptan haber vermek kudretini ilham ederlerdi. Bu nevi itikadlar Arabistan’da her zaman o kadar canlı ve derin olmuştur ki, Muhammed dahi cinlerin vücuduna samimi olarak inanmıştır.

Hakikaten cinlerin şairlere şiir ilham etmeye kani idi. Muhammed’in İsa ve Musa dinlerine dair öğrendikleri de Okumaya devam et

Reklamlar
tarafından

Atatürk: “…Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir!”

Atatürk‘e göre Anadolu, en aşağı 7000 yıllık Türk yurduydu! Atatürk, Afet İnan’ın “Türk’ün Tarifi” adlı tezini okuduktan sonra bir sayfanın kenarına kendi el yazısıyla şu notu düşmüştü:

“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği, bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine sahne oldu. Bu sahne en az 7000 senelik Türk beşiğidir! Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvala korkargibi oldu, sonra onlara alıştı, onların oğlu oldu! Bugün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu, Türk oldu! Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünayayı aydınlatan güneştir!

“Atatürk ve Kayıp Kıta Mu” – Sinan MEYDAN

tarafından

Atatürk ve “Türk’lerin uygarlığa olan katkıları” hakkında düşünceleri!

Atatürk, 1930 yılının Ağustos ayında Yalova’da Afet İnan‘ın sorduğu tarih hakkındaki bir soruya verdiği yanıtta Türklerin uygarlığa olan katkılarını tüm açıklığıyla şöyle ortaya koyuyordu:

“Beşeriyetin taş devirlerini bir kenara bırakalım. Maden devirlerinde, muhtelif madenlerden, kemikler yapılan eserler, her nevi aletler ve süs eşyası idi.  Çamurdan tuğla, çanak çömlek ilk insanların yaptığı eserlerdendir. Hayvanları ehlileştirmek, onlardan muhtelif suretlerle istifade etmek, hayvanları sürüler halinde bulundurma insnaların ilk yaptıkları işlerdendir. Ziraat da böyledir. Bundan başka, insanlar bulundukları mıntıkaya göre kerpiçten, tuğladan veya taştan binalar da yaptılar. Kanallar açarak bataklıkları kurutmak, muhtelif tarzda sulama usulleri de insanların ilk buldukları şeylerdendir. Güneşleri ve yıldızları müşahade sayesinde takvimimn esasını koyan, tabiatın en büyük kuvvet olduğunu keşfeden binlerce sene önce yaşamış eski insanlardır. Gemi inşa ederek de denizlerde dolaşmk kabiliyetini de gösteren, ticaret etmesini öğrenen bu insnalardır. İlk demokrasi esasına müstesnit cemiyet ve devlet müesseseleri vücuda getiren de onlardır. Bütün bu saydıklarımız dünyada ve beşeriyette ilk medeni eserlerdir. Bu medeni eserleri bütün dünya ve beşeriyette ilk yapmış ve yaymış olan insanlar Türk ırkındandır!

“Atatürk ve Kayıp Kıta Mu” – Sinan MEYDAN