tarafından

Özgürlüğü özgürlük yapan şey, 2 x 2 = 4 olduğunu söyleyebilmektir.

George Orwell – 1984

“Winston, çocuk tarihi kitabını eline aldı ve kitabın kapak sayfasındaki Big Brother görüntüsüne  şöyle bir baktı. Hipnotik gözler, direkt olarak insanın gözlerinin içini hedef alıyordu. Üzerinde büyük bir düşünce baskısı hissettiriyordu, şöyle ki sanki kafanın içine nüfuz etmeye çalışıyor, beynine karşı savaşıyor, inançlarından korkutmak istiyor, seni hislerinin olduğuna dair bir inanca karşı çıkmanı istiyor gibi. Ve sonunda “Parti” 2 ile 2nin 5 ettiğini sana söylüyor ve sen de ona inanmak zorunda kalıyorsun! Er ya da geç şunu da söyleyeceklerdir ki, hepsi gerekliydi. Sadece deneyimlerin geçerlilik süresi değil, aynı zamanda dış gerçekliğin varlığı da, onların bir felsefesi olarak reddediliyordu. Sapkınlıkların en büyüğü de sağduyu idi. Ve tüm bunların sonunda en felaketi olan, senin onlar tarafından öldürülmen değil, haklı da olmalarıydı! Yani biz şimdi, nasıl olur da 2 artı 2nin 4 ettiğini bilebiliriz? Ya da yerçekimi kanunun işlediğini? Ya da geçmişin değiştirilebilir olduğunu? Eğer geçmiş ve dış dünyanın kendisi sadece aklımızda olan şeylerse, ve aklın kendisi de kontrol edilebiliyorsa… ya sonra? Okumaya devam et

tarafından

Acımasız Kapitalist…

1984 – George Orwell

1984 isimli bu kitap, 20. Yüzyılda geçen ve negatif ütopya tarzında olan bir roman. Altta bahsi geçen paragraf ise, kitaptaki ana karakter Winston’ın, gerçekleştirilmiş olan Devrim’den (Devrim’den kasıt, anlatılan negatif ütopik dünya) önceki yaşamın nasıl olduğu ile ilgili soru sorup da kitaplığından çıkardığı çocuklar için tarih kitabından beğenip de kendi günlüğüne aktardığı bir kesit.

Eski günlerde, muhteşem Devrim’den önce, Londra bugün bildiğimiz gibi güzel bir şehir değildi. Karanlık, kirli ve ümidin olmadığı, ve insanların zorlukla yiyecek bulabildiği bir yerdi, ve ayağında ayakkabısı olmayan, hatta yattığı yerin çatısı dahi olmayan yüz binlerce fakir vardı. Senden büyük olmayan küçücük çocuklar günde 12 saat zalim efendiler tarafından köleler gibi çalıştırılıyordu, ki bu efendiler onların çalışması yavaşlayınca çocukları kırbaçlıyorlar, üstelik yiyecek olarak da yalnızca ekmek kırıntısı ve su veriyorlardı. Yine de bu kadar kötülüğün ve fakirliğin olduğu yerde büyük ve muhteşem görünümlü evlerde, onlara bakıcılık ve hizmetçilik eden 30 kadar hizmetkar ile birlikte yaşayan zenginler de vardı. Bu zengin adamlara kapitalist diyorlardı. Onlar şişman, çirkin, kötü suratlı insanlardı. Onları uzun, siyah, tuhaf bir frak kaban ile, soba borusu görünümünde parlak şapka ile görebilirsin. Bunlar onların üniformalarıdır ve başka kimse bunları giyemez, yasaktır. Kapitalistler dünyadaki her şeye sahiptirler ve diğer herkes onların kölesidir. Onlar tüm topraklara, tüm evlere, tüm fabrikalara, ve tüm paraya sahiptirler. Eğer her hangi birisi onlara karşı gelecek olsa, onları hapse attırırlar veya onları işsiz bırakır ve açlıkla ölüme terk ederlerdi. Sıradan bir insan bir kapitalistle konuştuğu zaman, korkusundan önünde diz çöker, şapkasını çıkartır ve ona “Efendim” diye hitap ederdi. Ve tüm bu kapitalistlerin başkanı da Kral idi.