tarafından

Work & Travel Tecrübem 1: Gidiş, Ücret, İşe Başlangıç ve Ek İş

work-and-travelBilindiği üzre Work & Travel (kısa ismiyle WAT) programı yalnızca üniversite öğrencilerine sunulan çok güzel bir olanak. Bunun içinse 2 temel şart var, masraflar için 2000 doların üzerinde bir paran olmalı ve, 1000lerce kilometre öteye 3 – 4 aylık bir süre zarfı için ülkenden, arkadaşlarından ve ailenden uzak kalma riskini göze alabilmektir. Aslında zamanın ne kadar çabuk geçtiğini fark edenler için bu süre kısa gelebilir. Ama ordayken zamanını nasıl geçirdiğin, zamanın hızını belirleyen en temel etkendir. Şöyle ki, ABD’ye vardığında ve firmaya ulaştığında hiç ummadığın şartlarda çalışman gerektiğini anlayabilirsin, ki bu durumda 3 aylık süre geçmek bilmeyebilir, fakat gittiğin yer eğer hakikaten güzel ve nezih bir bölge ise ve çalışacağın firma da tam hayalinde kurduğun gibiyse, işte o zaman mutlu günler başlıyor diyebiliriz.

Ben size bu yazımda, ABD tecrübemin nasıl başladığını, bunun için nasıl aşamalardan geçtiğimi ve oradayken neler yaşadığımı anlatacağım, ki gitmek isteyenler için ön fikir olsun ve bazı konularda hazırlıklı olsunlar. Ama burada yazacaklarım ne olursa olsun, asla sizin şevkinizi kırmamalı, çünkü burada şans faktörü önemli bir faktör, daha kötü şartlarda bulunanlar olduğu gibi, çok iyi şartlarda çalışanlar da oluyor. Bunu aklınızda tutun. Size ilk diyeceğim şey “gidin”. Eğer imkanınız el veriyorsa mutlaka gidin!

Benim ABD maceramın başlangıcı bir arkadaşımın teklifi ile, “benimle yazın ABDye çalışmaya geliri misin?” sorusuyla başladı. Bu soruya ailemin de para desteği verebilmesiyle birlikte “evet” demem bir oldu. Gittiğim firmanın ismini söyleyemem, ama bu konuda tecrübeli bir WAT firmasını tercih etmeniz sizin yararınıza olacaktır derim. Bu konuda OZMAN firmasını size önerebilirim, çünkü bu konuda konusunda uzman bir firma ve ayrıca 1999’da WAT programını ilk başlatan firma. Firmaya gittik ve onlara gitmek istediğimiz söyledik, bize ilk olarak hangi sektörde çalışmak istediğimiz sordular. Tabi WAT programı için şunu söyleyeyim, “kaliteli işler” beklemeyin. Yapacağınız işlerin hepsi “kat görevlisi”, “stantlarda ürün satışı”, “cankurtaranlık”, “garsonluk”, “bulaşıkçılık” gibi işler. Benim, firmadayken ilk işveren görüşmem bir gölde turistik buharlı gemilerle geziler düzenleyen bir firmaydı, ama buradan olumlu cevap gelmemişti. Bir başka gün, Vermont eyaletinin güneyindeki bir otelden kat görevlisi olarak işe almak üzre, internet üzerinden görüntülü sohbete çağırdılar. Firmaya gittik ve ben dahil 5 arkadaşımı Skype’tan görüşmeye aldılar. Aradan 1 sene geçtiği için ne sorduklarını pek hatırlamıyorum, ama “boş zamanlarında ne yaparsın?”, “kat görevlisi olarak yapmayı en sevmediğin iş ne?” gibi sorular da sordular. Bu arada bu ikinci soruya ne cevap verebiliriz ki demeyin, WAT firmasındaki yetkililer karşı tarafa CV’nizi gönderirken içerisine, onların da ilgisini çekebilmek için, o mesleğe ait bir tecrübeye sahip olduğunuzu da ekliyorlar, yani firmasına göre CV hazırlıyorlar ;) Neyse… Buradan kabul edildim ve 2010 senesinin Haziran ayında ABD’ye vardım.

Amerika’ya vardığım da bizleri 2 günlük “Amerika’da iş yaşamı ve yaşanılacak sorunlarda çözüm yolları” konusunda oryantasyona tabi tuttular. Sonrasında ise, herkes çalışacağı firmaya gitmek için yola koyuldu. Otele vardığım ilk gün, oryantasyon günü de bir kişi ile daha tanıştık, 3ümüzü İnsan Kaynaklarına aldılar ve girişlerimizi yaptılar, ve ertesi gün işe başladık. İlk günü de hemen yoğun iş yüküne zaten sokmadılar; tanışma faslı, oteli gezdirme ve iş arkadaşlarını tanıtma faslı olsun, bir de iş programı oluşturma faslı falan olsun, pek bir yoğunluk yaşatmadılar.

İlk haftamda elbette çalışmaya başladım ama tam olarak “kat görevlisi” olarak değil. Ben otelin Spa, Havuz, Sauna ve Buhar odası ve Fitness bölümlerinin birleştiği ve ortak adı “Health Club” olan yerinde çalıştım. Çalıştığım departmanda, benim şansıma, “tip” yoktu! Ve ben o bölümde çalışan tek kişiydim. Diğer arkadaşlarım saatine 7.25 dolar kazanırken ve fazla mesai de alabilirken, benim fazla mesai yapmama izin verilmiyordu fakat saatim 8.25 dolar (7.25 dolar, Vermont eyaletinin 2010 yılı saatlik Asgari ücreti idi). Ama tip olmadığı için 3 aylık süre zarfında tam olarak min.900 dolar eksik kazanmış oldum. Yani size tavsiyem MUTLAKA içinde TİP olan bir yerde çalışın! Az para kazansam da, çalıştığım ortamdan kaynaklı olarak İngilizcem diğer çalışan arkadaşlarıma ıranla daha fazla gelişti, çünkü ben gün içinde Türkçe de konuşamıyordum, üstelik tüm arkadaşlarım Amerikalı insanlardı. Onlarla bolca sohbet ettim, konuştum, zorlandım, dolaylı anlattım, karşılığında doğru kelimeleri öğrendim… Bu gibi olaylar İngilizcemi daha da geliştirdi.

Diğer haftalarda artık ortama adaptasyonum da  arttığı için daha rahat konuşmaya ve anlaşmaya başlamıştım. Bir de şöyle bir şey; oraya gittiğinizde yabancı dil konuşma tecrübeniz olmadığı için, konuşulanları anlayabilseniz de rahat şekilde konuşamıyorsunuz. İşleyen demir pas tutmaz derler. İşte o anda deyim tam manasını gösteriyor. Türkiye’de konuşacak ortam bulamadığın için, yabancı ülkeye gittiğin zaman da konuşmak istediğin zaman ilk başta tekleme yaşıyorsun ama bu 1-2 hafta sonra geçmeye başlıyor.

Tüm bu tecrübelerime bir de ek olarak “boyacılık, bahçıvanlık” da ekledim ;) Nasıl mı? Tabi ki hem oteldeki iş arkadaşlarıma hem de süpervizörüme 2.iş araştırdığımı söyledim ve onlar da bana bunları sundular. Ben de ilk olarak süpervizörümün evine bahçıvan olarak gittim. Büyük bir bahçesi vardı, ona toprağı kazmasına, bitkileri dikmesine, yabani otları temizlemesine yardım ettim. Boyacılık işini de “White House” isimli İngiliz pansiyonunda, evin dış cephesinin “beyaz”a boyanmasına yardım ederek yaptım:) İnanmazsınız ama burada dahi çalıştığımda bana saat başı asgari ücretin aşağısında ücret vermediler! Şunu da belirtmeliyim ki, bu tamamen onların kişisel görüşlerinden kaynaklanıyordu. Çünkü bu yerlerde herhangi bir sigortaya tabi olmadan çalıştım (tabi asıl işim olan oteldeki kat görevlisi olarak yaptığım görevi saymıyorum) ve isterlerse öylesine de ücret verebilirlerdi, fakat saat başı 8 dolar vermişlerdi. Ne yazık ki Türkiye de görülemeyecek bir şey…

2 ay geçtikten sonraki dönemde ise, yani artık son zamanların yaşandığı anlarda, İngilizce anlama kapasitesi neredeyse maksimuma çıkıyor, ve hatta hatta, en azından kendim için söylemem gerekirse, Türkçe düşünmeden direkt olarak İngilizce konuşmaya başlamıştım. Yani “Amerikalı gibi” düşünmeye başlamıştım, düşüncelerim bile İngilizce oluvermişti :)

Devamında “Konaklama, Yemek masrafı ve Ücret” konularına değineceğim.

Charlie Çağrı ÇIĞMAN

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s